OLRİC ART

Hayatı buydu işte. Güzellik, uyum, tamamlanmışlık.

                                

 


Bertha Young otuz yaşındaydı ve yine de bazen—nadiren de olsa—kendini çocuk gibi hissediyordu. O anlarda, sanki içinde bir şeyler kabarıyor, bir sevinç dalgası göğsünü dolduruyor, nefesi kesilecek gibi oluyordu. Böyle anlarda, ne yapacağını bilemezdi; bağırmak, gülmek, ellerini havaya kaldırmak isterdi. O gün de öyleydi.


O gün, Bertha olağanüstü derecede mutluydu. Mutluluk, onu neredeyse rahatsız edecek kadar dolduruyordu. Sokakta yürürken her şey olağanüstü görünüyordu: vitrinlerdeki eşyalar, kaldırımlar, geçen insanlar… Hepsi bir uyum içindeydi sanki. Eve dönünce, akşam yemeği için hazırlıklar başlamıştı. Küçük evleri sıcak ve düzenliydi; hizmetçi masayı hazırlıyor, mutfaktan hoş kokular geliyordu.


Bertha aynaya baktı. Kendini güzel bulmuyordu ama yüzünde bir canlılık vardı; gözleri ışıldıyordu. Kocası Harry birazdan gelecekti. Harry… Bertha onu seviyordu. En azından sevmesi gerektiğini düşünüyordu. Harry güçlüydü, dünyaya hâkim gibiydi, bazen sert ama çoğu zaman neşeliydi. Onunla gurur duyuyordu.


O akşam birkaç misafirleri olacaktı. Bertha bu küçük toplantıları severdi. İnsanları bir araya getirmek, sohbeti izlemek, aralarında dolaşan görünmez bağları hissetmek hoşuna giderdi. Ama o akşam, içindeki mutluluğun asıl sebebinin ne olduğunu bilmiyordu. Sanki beklenmedik bir şey olacakmış gibiydi.
Misafirlerden biri Pearl Fulton’dı. Pearl sessizdi; az konuşur, çoğu zaman dinlerdi. Ama Bertha onu ilk gördüğü andan beri tuhaf bir çekim hissetmişti. Pearl’ün duruşunda, bakışlarında, sanki söze dökülmeyen bir şey vardı. Bertha onunla yan yana durduğunda, içindeki mutluluk daha da artıyordu.


Yemekten sonra salona geçtiler. Konuşmalar, kahkahalar, küçük tartışmalar… Bertha her şeyi dışarıdan izliyor gibiydi. Sonra pencerenin önündeki armut ağacını gördü. Ay ışığında parlıyordu; bembeyaz çiçekleri sessizce duruyordu. O an Bertha için her şey netleşti. Hayatı buydu işte. Güzellik, uyum, tamamlanmışlık. Pearl de pencereye gelmişti. İkisi birlikte ağaca baktılar. Hiç konuşmadılar ama Bertha, Pearl’ün de aynı şeyi hissettiğinden emindi. Sanki aralarında kelimesiz bir anlaşma vardı.


İşte mutluluk buydu. Paylaşılan, saf, dokunulmaz bir an.


Bir süre sonra Harry’nin Pearl’e eğildiğini gördü. Kısa bir an… Ama o an yeterliydi. Pearl’ün yüz ifadesi değişmişti. Bertha, onların arasında geçen şeyi bir anda anladı. Kalbinden bir şey koptu sanki. Az önce her şeyi dolduran mutluluk, yerini boşluğa bıraktı.


Misafirler gitti. Ev sessizleşti. Bertha pencereye yürüdü. Armut ağacı hâlâ oradaydı. Aynıydı. Değişmemişti. Ama Bertha artık aynı değildi.


“Mutluluk,” diye düşündü, “demek buydu.”
Ve ağaç, ay ışığında sessizce durmaya devam etti.

 

 

Post a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Elsewhere: